Amerika Günceleri - II. Bölüm


Amerika Günceleri dizimin ikinci yazısı için tam bir sene sonra kalemi elime alabildim.. Her ne kadar geçen yaz yaşadığımız, şahit olduğumuz, gördüğümüz, tecrübe ettiğimiz her detay hayatlarımıza birçok yönden etki etse de bu zaman zarfı boyunca içimden yazmak için istek gelmedi. Birkaç defa zorladım kendimi aslında. Ama ben diretsem bile blog, ona verdiğim çizgiyi bozmuyor. Ön hazırlıksız, gelişigüzel ve samimi...

Branson'da gün batıyor

Çalışma hayatımız yolunda gidiyor. Çalıştığımız pozisyonun yardımı ayrıca otelin bulunduğu bölgede ünlü bir otel olması sayesinde sayesinde Iowa'dan gelen kalp cerrahından Chicago'dan avukatlara kadar, Arkansas'dan çiftlik işleriyle uğraşanlardan Oklahoma'dan gelen galerici misafirlerimize dek sayısız insanla tanıştım. Böylece Birleşik Devletler'i o topraklarda yaşayan insanlardan dinledim. Saatlerce sohbet etme şansımız oldu, üstümüzdeki otel görevlileri de bu duruma ses etmiyorlardı, aksine memnun oluyorlardı, çünkü misafirlerle (özellikle bu kelimeyi kullanıyorum, turizm sektöründe müşteri kelimesi tercih edilmiyor) ilgileniyorduk. Herkes kazançlı çıkıyordu. Otelin havuzu ve aktivite bölümüne bağlı imkanları yıllardır ilk defa bizim dönemimizde TripAdvisor ve Booking gibi platformlarda övgü aldı. Tabi bu durumdan mutlu olan menajerler bizim ekibi tebrik etti. Bunlar oteller için inanılmaz önemli şeyler arkadaşlar. Yorumlar sizi vezir de rezil de edebilir.



Bu sıralarda otelde 4 Temmuz Bağımsızlık Günü'nü kutluyoruz. Bugün ABD'nin Memorial Day, Martin Luther King Jr. Day, Labor Day, Veterans Day, Christmas, Thanksgiving, Hallowen birçok özel gününün arasında en önemlisi. Tarihe ufak bir atıfta bulunmak gerekirse; coğrafi keşifler Avrupalıların kitap basmaya ve savaşlarda top kullanmaya başladığı dönemde başlıyor, yaklaşık 300 yıl sürüyor. Yani 15 -18. y.y arası. Amerika kıtası ise ilk defa Portekizliler tarafından reddedilen, bunun sonucunda İspanya Kraliçesi Isabel tarafından desteklenen Cristoph Colomb tarafından tesadüfen 12 Ekim 1492'de keşfediliyor. O gün şafak sökmeden önce geminin gözcüleri büyük bir heyecanla "Tierra!, tierra!" diye haykırdılar.

 Dünyanın yuvarlak olduğuna emin olan Colomb aslında Avrupa topraklarından Hindistan'a gidiş yolu arıyordu. Batıya doğru ilerleyip Hindistan'a ulaşacağını düşünüyordu. Ancak Colomb'un ilk demir attığı sahil bugün tam Güney ve Kuzey Amerika kıtalarını bağlayan topraklar. Daha sonraki seferler ise bu yeni bulunan kıtanın sınırlarını yavaş yavaş belirleyecekti. Colomb'un keşfettiğini düşündüğü Hint topraklarından gemilerine dolduğu şeyler aslında baharat olduğunu sandığı değersiz çalılar, para etmeyen altın süs eşyaları, tüylerle süslenmiş giysilerle kuşanan, papağan taşıyan yerlilerdi. İspanya'dan daha sonra yeni seferlere çıkacak olan Colomb'un başına türlü talihsizlikler gelir. Bunun sonucunda zamanla kral ve kraliçenin de desteğini yitirir. Colomb tam manasıyla kendi yaşadığı zamanda bahtsız bir bedevidir. Ama onun demir attığı toprakların yeni bir kıta olduğu sırasıyla dönemin İngiliz kralının desteklediği İtalyan John Caboto, daha sonra da İspanyol Vasco Nunez de Balboa'nın seferleriyle daha da açık hale gelir. Caboto'nun ikinci yolculuğundan hemen sonra İtalyan Amerigo Vespucci, Colomb'un keşfi olan bağlantı bölümünün kıyılarından güneye iner. Onun yolculukları hakkında kısmen mektuplarına dayanan sahte belgeler yayımlanır. Avrupa'da sayısız kişi tarafından okunan bu belgeler en son Alman bir bilginin eline düşer. O da Colomb'u hiçe sayıp Amerigo Vespucci'yi onurlandırır. Sonuçta bugünkü Güney ve Kuzey Amerika kıtalarının ismi de verilmiş olur. Avrupa ulusları artık Amerika'ya akın eder ve koloniler kurarlar. İngiliz hakimiyetindeki 13 koloni öncülüğünde bağımsızlık bildirisi George Washington tarafından yayınlanır. Artık ABD kurulmuştur. İşte bu anlamlı günde biz otelde Amerikalıların milli bayram kutlamalarına şahit oluyoruz. Çok samimi söylüyorum Amerika'nın her yöresinde olay şöyle gerçekleşiyor. Şehir merkezlerinde resmi tören, Amerikalıların akşam için yemek rezervasyonları, yemek yenilecek yerde günün anlam ve önemini izah eden temaya hakim süslemeler, yemeğin yenilmesi, havai fişek gösterisi ve kapanış. Tabi Branson'da buna ek olarak ağzına kadar tekne, bot, yat, gemi ile dolan Table Rock Lake. İnsanlar şehrin dört bir yanından gerçekleşen havai fişek gösterilerini gölden, sahillerden, otelimizin bahçesinde toplanarak ve havuzun etrafında şezlonglarda uzanarak izledi. Tabi otelin de en yoğun gününün sonuna yaklaşmıştık. Normal zamanlara göre işimiz kat be kat artmıştı. Zaten neredeyse hepimize o gün mesai verilmişti ve sorumluluk alanımızda bize düşenleri hızlıca hallettik. Güzel, eğlenceli, bol gözlemle dolu ama yorucu bir gündü.

4th Of July, Independence Day

İleri tarihlerde bir gün yine çalışırken bir konuğumuz dikkatimi çekti. Benimle beraber çalışan arkadaşlarıma özellikle isimleriyle hitap ediyordu (misafirlerden isimle hitabı sık duymazsınız). Mütevazi ve güler yüzlü birisiydi. Su ikram etmeye gittiğim zaman sohbet etmeye başladık. Muhabbet bir süre uzadı, o gün de şansıma benim vardiyam Ahmet ile aynı idi. O da yanımıza geldi ve Gary ve eşi Theresa ile tanışmıştık. Bir sonraki gün için bizi boating etkinliğine davet ettiler. Gerçekten hayret vericiydi hizmet ettiğiniz insanların sizi tatillerine ortak etmesi. Yine şansımıza bir sonraki gün ikimizin de izin günüymüş. Anlaştık. Yağış uyarıları olunca sabah erkenden buluştuk. Birkaç saat Table Rock Lake'de turladık. Bize torunlarının fotoğraflarını gösterdiler. Torunları ve çocukları onlarla çok zaman geçiremiyorlarmış, bizim torunlar futbol oynuyor, yanımıza pek uğramıyorlar diyordu. Futbol oynadıkları sürece bizim için problem değil diyip güldü Gary. Malum Amerika özgürlükler ülkesi, eğer bir çocuk başka şeyler yerine sporla uğraşıyorsa bu herkes için güzel bir şey.

Chateau On The Lake, Table Rock


Biz fotoğraf çekilince ailelerine yolladılar hemen. Fotoğrafların altına dostlarımızla tanışın yazdılar. Biz de ilk defa göle girme fırsatı bulmuştuk. O kadar süre içerinde çok fırsat bulamadık veya belki her gün göle en güzel tepeden bakınca bizi çok heyecanlandırmamıştı. Botun arkasına bağladıkları tüp ile çektiler. Su sıcaklığı gerçekten şahaneydi. Tüple çekildiğimiz sırada birkaç defa alabora olmamız dışında her şey muhteşemdi. En son artık havanın tehlikeli hale geleceğini anladığımızda botu beraber araçlarının arkasına yükledik ve onları yaşadıkları şehre, Joplin'e uğurladık. Vücudumuzun yarısı gölde, diğer yarısı yağmurun altında botu trailer denilen, kamyonetin arkasına takılan tekerli araca yükledik. O dakikalar güzel bir anıdır benim için. Ve Gary hala ben dönem dönem yoğun olup mail atamasam bile beni beklemeden mail atar. Hayatlarımızdaki gelişmeleri, başarılarımızı,eğitim sürecimizi onunla paylaşmamızı ister. Amerika'da aile sıcaklığındaki Gary ve Theresa gibi birçok dostun kapısı bize açıktır. Bugün en büyük, en gurur duyduğum başarımız da budur. Sevdik, sevildik, güzel insanlar tanıdık, samimi dostlar edindik.





Soldan sağa Gary, Ahmet ve ben



























  Oteldeki iş sürecimiz devam ederken diğer taraftan bizim gibi öğrencileri gitmek istedikleri yerlere taşıdığımız gerçeği insanların arasında yayılmış ki birçok akşam ben işten eve gelince gece telefonuma mesaj geliyor. Genelde Türk arkadaşlar arasından birileri mesaj atıyor. Mesajlar ise, kardeş biz bardan çıktık, uber xl bulamadık. Sana zahmet bizi alır mısın şeklinde oluyor. Bazen de yabancı arkadaşlar direkt numaramı buluyor ve benle iletişime geçiyor. Yine boş zamanımız olduğunda öğrenci arkadaşların Springfield Havalimanı'na ulaşımını sağlıyoruz. Kendi kendimize bir fiyat tarifesi çıkardık. Buralardan kazandığımız paralarla yaklaşık bir buçuk ay aracın benzin masrafından tutun aldığımız yağa kadar, gezilerimizde otoban ücretlerinden aracın lastiğini değiştirdiğimiz tutara kadar bizim cebimizden çıkmadı. Hatta benim dönüşümden önce bu taksi meselesi iyice sıklaştığı için cebime para giriyordu. Güzel bir ticari başarıydı. Springfield ve Kansas City'ye yolumuz hem kendi işlerimizden dolayı hem de havalimanlarına taşıdığımız öğrencilerden dolayı çok düşecekti. Öyle ki Missouri'den Oklahoma'ya dek Amerika'nın ortabatı-güney coğrafyasını yolları ve şehirleri ve eyaletleriyle iyi biliyoruz.

  Bu arada arabaya çok vakit ayırdık. Birçok parçasını değiştirmek zorunda kaldık. Ama o da sağolsun bizi yarı yolda bırakmadı. Kurban bayramında lastiklerini değiştirdik, bana dalgasına "Ne kestin bu bayram diyenleri şaşırtacak cevapla yanıtladım: "Lastik kestik."

Walmart Autocare




Arabayı Branson'daki son gecenin yarısında yanıma Gustavo'yu da alıp oteldeki Filipinli arkadaşlara sattım. İlk tecrübemizdi, arabayı Ahmet'le benim üzerime kaydetmiştik çünkü plana göre Ahmet benden önce dönecek, ben satacaktım. Bugün hala dalgasını geçer, "bak üzerine araba yaptık, kıymetini bil der."😀 Satamasaydım ruhsatı imzalayıp Gustavo'ya bırakacaktım. İnternet ilanları da açık kalacaktı. O da izin günlerinde gelenlere gösterip satacaktı. Ama buna gerek kalmadı.

Normalde ilk amacımız çalışma süremiz dolduğunda kalan son 3-4 hafta arabayla doğu ya da batı yakasını komple gezmekti. Ama Ahmet'in İtalya'da başvurduğu üniversitesiyle ilgili işler sonradan onun erken dönmesini gerektirdi. Ben de gerek maddi koşullardan, gerekse tamamlanması gereken işlerden ötürü kendi başıma ya da başka arkadaşlarımla gezemedim. Dönüşüm San Francisco'dan gerçekleştiği için biraz orayı görme şansım oldu. Cidden görkemli ve otantik bir şehir. İleride bahsedeceğim.

Bir dönem arka arkaya 3 gün izin yazdı bize supervisor Nick. Otelde yoğunluk çok düşüktü ve bize ihtiyaç yoktu. O hafta fazla çalışamayacağımız için para kazanamayacağımızı düşünmek insanın canını sıksa da olaya güzel yönünden bakıp akşama doğru gezi planı yaptık. Üç günlük kaçamakta ya doğuya doğru Tennessee eyaleti tarafına Memphis'e gidecektik ya da tam güneye Oklahoma City'e doğru. Tercihimizi ikincisinden yana kullandık. Akşam minivanın arkasındaki iki koltuğu söküp eve taşıdık. Arabanın arkasına yatak sistemi kurduk. Birimiz sürerken birimiz uyuyacaktı, şehirde de konaklamayı arabada yapacaktık. Odadaki araba koltukları gerçekten komik duruyordu. Gustavo'ya gösterdiğimde da bakışlarından anlamıştım.






Oklahoma eyaletine doğru yola çıktık. Önce biraz kuzeye, Springfield şehrine doğru ilerleyip I-44 Interstate Highway'e (Eyaletlerarası karayolu) giriyoruz. Oradan güney batı yönünde 4 saatlik bir yolculukla aslında biraz aşina olduğumuz, Oklahoma eyaletine bağlı Tulsa şehrine ulaşıyoruz. Buradan gelen çok sayıda misafirimiz oldu. Tulsa'da arabayı park edip şehirde biraz yürüyoruz. Amerika'da şehirler öyle büyük bir alana kuruluyor ki, nerede başlıyor, nerede bitiyor, görülmesi gereken yerler nereler sorularına cevap ararken hatrı sayılır bir zaman kaybediyorsunuz. Ondan dolayı biz gittiğimiz yerlerde önce arabayla biraz keşif yaptık. Sonra şehirde adımladık. Kahvaltı için biraz kruvasan aldık. Daha sonra kahve alıp bir parka gittik. Kahvaltımızı yaparken insanları izledim. Bir baba küçük çocuklarıyla parka bisikletle gelmişti. Belli ki hepsi için kaskından tutun dizliğine kadar gereken önlemleri alınmıştı. Onların karnını ekmeklere fıstık ezmesi sürüp doyurdu. Daha sonra ağaçtan aşağıya inen bir sincap dikkatlerini çekti çocukların. Hep beraber onu izlediler.

Tulsa - Oklahoma

Bu arada Tulsa'ya dair çok sonraları tesadüfen öğrendiğim bir detay oldukça ilginç. Herhangi bir yerden gelip Tulsa'ya yerleşenlere belediye 10 bin dolar yardımda bulunuyor. Bu şehirdeki azalan nüfusu en azından sabit tutabilmek için atılmış olan bir adımmış.

Oklahoma City'e geçmeden önce şehirde biraz daha zaman geçiriyoruz. Arkansas Nehri'nin kıyısında adımlıyoruz. Çok geçmeden yola çıktık. Oklahoma City'e bir buçuk saatlik yolu geride bırakarak ulaştık.

Oklahoma Eyalet Meclisi

Sporun temel yaşamsal ihtiyaçlardan birisi sayıldığı bir şehre ayak basmışıtık. Aslında pek çoğumuz Oklahoma City Thunder'ı NBA'den bilir. James Harden, Ray Allen, Kevin Durant, Russel Westbrook gibi efsaneleri bir şekilde işitmişizdir. Ama şehre girdikten sonra anladım ki bu şehrin basketbol, beyzbol ve amerikan futbolu liglerinde çok sayıda takımı var ve şehirde yaşayan herkes en az birini delicesine destekliyor. Tüm şehir sporun envai çeşit dalına sahip çıkıyor.



(Artık Teksas Eyaleti'ne oldukça yakınız)
Chesapeak Energy Arena - OKC Thunder NBA takımının sahası


Yeme, uyuma , soluma eylemlerinden  sonra yaşam icin zorunlu 4. temel ihtiyaç - OKC Thunder

Arabayla kahve almak icin kuyruga girilen Drive Thru Starbucks

Kural tanımadık, drive-thru Starbucks'ta arabaların arkasında yaya olarak kuyruğa girip kahve aldık. Filtre kahve 1.5-2 dolar arasında değişiyor.

Oklahoma City'de bir Apple Store - Hani şu geceleri önünde onlarca insandan kuyruk oluşmasıyla meşhur olanlardan


Oklahoma City'nin insanları 19 Nisan 1995 yılında trajik bir olay yaşamışlar. Bomba yüklü bir kamyon ile şehrin kalbindeki bir federal binaya (Alfred P. Murrah Federal Building) saldırı gerçekleştirilmiş. 19'u çocuk 168 kişi hayatını yitirmiş, yüzlerce insan yaralanmış. Saldırıyı hükümet karşıtı Timoth McVeigh ve arkadaşı Terry Nichols gerçekleştirmiş.McVeigh idam ile, Nichols ise yüzlerce defa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmış. Ve bu saldırı o güne dek ABD'nin yaşadığı en büyük terör saldırısı olarak değerlendiriliyordu. Ta ki 2001'de gerçekleşen 11 Eylül saldırıları o ünvanı ele geçirinceye dek.Bugün saldırının gerçekleştiği alan anıt olarak ziyaretçiler tarafından ziyaret edilebiliyor. Bu eğlenceli, şirin, içinde yaşanası şehrin böyle acı bir boyutu da var.



OKC Bombing - Ikonik fotograf

Şehrin caddelerinde turlarken çok enteresan bir yerden geçiyoruz. Karşıdan karşıya geçen insanların üzerindekiler bana yabancı gelmiyor. Birçoğu ameliyattan çıkmış doktor, veya öğle molasını henüz bitirmiş sağlık çalışanları... Ve içinde bulunduğumuz çemberde her sokakta, caddede aynı manzaralar var. Çok zaman geçmeden anlıyoruz ki Oklahoma Üniversitesi'nin Sağlık Bilimleri merkezine gelmişiz. Şehrin bu bölümü ufak bir tıp semti gibi. Onlarca kliniğe ayrılmış onlarca bina... Mesela Alerji ve Astım kliniği için ayrılmış olan bina okuduğum üniversitenin dekanlık binasından birkaç kat daha büyüktü. Ve bu şekilde birçok caddeye dizilmiş onlarca klinik vardı. Ahmet'in de verdiği cesaretle arabayı park edip idari binayı bulduk. Kendimi tanıttım ve Türkiye'de tıp öğrencisi olduğumu söyledim. Dar zamanda önemli kliniklerdeki sistemleri ve süreci görmek için izin istedim. İdare binasındaki sekreter normalde üniversitede turların yapıldığını, ama buna eğitim henüz başladığı için birkaç hafta önce ara verildiğini söyledi. Yine de benim için öğrenci birliğini aradı ve beni en azından 15-20 dakika gezdirmeleri onlara rica etti. Öğrenci birliğinden yardımsever bir çalışan bize bir saatin üzerinde zamanını ayırıp birkaç kliniği gezdirdi. Sistemlerini tanıttı. Gerçekten pek çok yerde kurdukları sistemler, sağlık hizmetlerinin aşırı pahalı olması ancak bunun karşılığında çok üst düzey kalitede olması bizi etkiledi. Oklahoma Üniversitesi Tıp Fakültesinin de ABD genelindeki devlet üniversitesileri arasında çok önemli bir yere sahip olduğunu görmüş olduk.

OU College Of Medicine - Idari Bina

Dr. Dan - Tipik bir inek Tıp Öğrencisi


Oklahoma City'de ikinci günümüzde Paseo adı verilen şahane bir semt keşfettik. Bohem tarzında kurulan bu alan çok şirin yemek yeme yerlerinden tutun minik antika dükkanları ve giyim dükkanlarına kadar pek çok yeri bünyesinde barındırıyor. Paseo'nun sokaklarında adımlamak Amerika'da geçirdiğimiz en keyifli zamanlardan biriydi. Paseo Uptown'da yer alıyordu. Birazcık şehrin merkezinden uzak olan bu semtin arka sokaklarını yürüyerek gezdik. Çok dikkat çekmeden Oklahomalıların yaşam tarzına şahit olduk. Müstakil, bahçesi ve garajı olan, geniş alana yayılmış evler... Evlerinin bahçesinde zaman geçiren insanlar... Araçların plakalarında büyük bir aidiyet hissedildiği için eklendiği belli olan üniversite ya da tutulan takım çıkartmaları. Şehrin sakinlerinin şehre ait her şeye aidiyet duyması gerçekten etkileyici. Bir mahalle, semt, şehir milliyetçiliği belki de.

Paseo'da butik bir kafe


2. Günün akşamı karnımızı doyurduktan sonra yola çıkıyoruz. Tulsa'da bir benzinliğe dek Ahmet götürüyor. Yolun geri kalanı bana ait. Branson'a kadar ben götürüyorum. Ahmet de arkada biraz uyku almaya çalışıyor. Ama o kadar yorgunum ki sonlara doğru otobanda bir çıkışı kaçırıyorum. Siz siz olun Amerika'da çıkış kaçırmayın. Bu ufak hatam bize Branson'a neredeyse bir saatlik gecikmeye mâl oldu.

Ağustos ayının ilk gününde yeniden evdeyiz. İşimize devam ediyoruz. 3 hafta sonra Kurban Bayramı'na giriyoruz. Bayramlar gerçekten size memleket hasretini hatırlatan yegâne detaylar. Yola Ramazan Ayı'nın son haftası başladığında çıkmıştık. Sonuç olarak iki bayramda da sevdiklerimizden uzaktaydık, ve işimizin başındaydık. Ahmet İtalya'da kabul almak üzere olduğu üniversitenin sınavına girmek için erken dönmek zorunda kaldı. Bayramın son günü Kansas City'ye doğru yola çıktık. İkindiye doğru Kansas City'deydik. Akşam saatlerinde yerel bir pizzacıda yemek yedik ve Ahmet'i havalimanına bıraktım. Valizini indirdi, arabada vedalaştık, inmemiştim. Kaldığımız yerin balkonunda ara sıra tek tük sigara içiyorduk, o gün paketi yanımıza almıştık. Uçağı sabah saatlerinde Chicago'ya idi. Beklerken zaman öldürmesi için bir iki dal sigara uzattım. Ben vedaları sevmem iyi bak kendine dedim, havalimanının çıkışına doğru ilerledim. Benim için yeni bir dönem başlamıştı, hemen sabah ikinci işime başlayacaktım. Ayrıca 1 ay boyunca artık yalnızdım. Alışılmış düzenin üzerine yeni bir düzene alışmam gerekecekti. Yorgundum, dalgındım, düşünceliydim. Ve daha da önemlisi tek başıma gece yarısından itibaren 370 km boyunca yani yaklaşık 4 saat araba sürüp eve ulaşmak zorundaydım. Springfield'e ulaşmama henüz varken, Polk County'te bağlı Bolivar şehrinin yakınlarında arkamda alarma geçmiş bir polis arabası fark ettim. Bir süredir arkamdaymış ama yolda uyumamak için yüksek sesle müzik çaldığımdan dolayı sirenlerini duyamamışım. Resmen aptallıklar silsilesi... Türkiye'de trafikte çakar lambaları yanan polis otosuna çok rastladığımız için üzerime alınmadım ve yavaşlamadım, yaklaşık 50-100 metre daha kapkara polis otosu arkada ben önde devam ettik. Kulağınıza küpe olsun; eğer Amerika'da hemen arkanızda polis varsa derdi sizinledir. Yoksa düz mantık kullanacak olursak başkasının arkasında olurdu değil mi?.. Artık benim dalgınlığımdan sebep alan kovalamaca bir son buldu ve yavaşladım, sinyalimi verip sağa yaklaştım. Motoru söndürmedim, ellerim direksiyonda polisi bekledim. Amerika'ya gitmeden önce Hollywood filmlerinden, ve dizilerden birkaç defa görmüştüm. Bu şekilde yapılması gerekiyordu yoksa polis arabada silah vb. tehlikeli bir şey taşıdığımı düşünebilirdi. Sağ elinde silah, hemen altında sol eliyle fenerini yüzüme tutarak yanıma geldi, camı açtım. Hayatımda ilk defa silah çekildiğine şahit oldum, ve şansıma bu sefer tam kafamı hedef alıyordu. İlk sorusu arabamda silah olup olmadığına dair oldu. Öğrenci olduğumu, arabamda da silah olmadığını söyledim. İkinci sorusu ise "sir, do you know the reason why i have pulled you over tonight?" oldu. Bilmediğimi söyledim ama aslında tahmin edebiliyordum. Hızlı gidiyordum. 65 miles/hr hız sınırı olan otobanda artık bir an önce eve varmak amacıyla 90'ı bile görmüştüm. Polis ise şansıma beni 86 mph'de yakalamış. Yani 110 ile gitmem gereken bir yerde neredeyse bir dolmuş büyüklüğündeki arabayla 150'ya yakın basmışım. Belgelerimi yavaş hareketlerimle görünür bir şekilde polise uzattım. Bu saatte nereden geldiğimi sordu, ben de açıkladım. Sonra arabamdan inmemi ve kendi arabasında koltuğa oturmamı emretti. Ayağa kalktığımda ellerim hala havadaydı. Ve kucağımda duran cüzdanım kalkınca yere düşmüştü. Artık ellerimi kaldırmama gerek olmadığını ve cüzdanımı yerden almam gerektiğini söyledi. Arabasında ön sağ koltuğa geçtim. İşte tam bu 20-30 saniyelik dilim çok sıradışıydı. En son ABD'ye gelmiştim, 2. ayımın sonlarına doğruydu, kültürel değişim programıyla buradaydım ve otelde çalışıyordum. Ama şuan polis arabasının sağ koltuğunda oturuyordum ve officer'i bekliyordum. Bir anda aman aman nerelere geldik dedim kendime, kültürel şok suratımda tokat hissi yarattı desem yeridir. Hep dediğim gibi bizim kültür şokları biraz farklı geçti arkadaşlar, tam da bu 30 saniye süren hayatımı sorguladığım an gibi. Polis artık sürücü koltuğunda yerini alıp arabaya sabit bilgisayarına bir şeyler yazmaya başladı. Yardımcı oldum, boy ve kilomu not etmesi için beraber inch, pounddan metre ve kilogram sisteme dönüşümler yaptık. Ehliyet numaramı sordu ancak bu yeni ehliyetler AB modeli olduğu için benim de bie fikrimin olmadığımı söyledim. Onun yerine TC kimlik numaramı not etti. Kimsenin canına zarar vermek gibi bir amacım olmadığını, sadece dalgınlığıma geldiğini izah ettim. Gece yarısı evde karısı çocukları beklerken benimle uğraştığını, ve durmadığım için olası bir tehlikeden dolayı onu korkuttuğumu söyledi. Daha sonra da bana yeniden dönüp: "Her şeyi bırak, ilk başta kendi canını tehlikeye attın genç adam." dedi. Yanımdaki polis bana gece yarısı baba samimiyetinde nutuk çekiyordu. Bu gece için bana başka bir sorun var mı dedi. Ben de tam olarak ne yaptığını anlayamadığımı söyledim. Uyarmış mıydı yoksa ceza mı yemiştim gerçekten belli değildi. Sonra bana cezamın çıktısını uzatıp: "Bu bir cezaydı, ilerisi için dikkatli olmanı sağlayacak bir uyarı olsun" dedi. İyi geceler diledi ve  "have a safe trip home" dedi. Bu cümleler zihnime çivi gibi saplandığı için unutamıyorum tabi net bir şekilde hafızamdaki detayları buraya dökebiliyorum. Allah razı olsun Officer'ın bende yeri büyüktür. O gün yola düşük hızda devam ettim ve ondan sonra kolay kolay hiç hız yapmadım. Dersimi iyi almıştım.

Ödemek zorunda kaldığım trafik cezası 


Ahmet'in dönüşüne yakın bir zamanda Gustavo ile bir gün evde sohbet ederken bana onun biriminde çalışan çocukların okulların açılışını sebep göstererek ayrıldığından yakındı. O gün tarlası yanan köylü gibi dert yanmıştı bana. This time i" fucked up" dedi kısaca. Bizim eve ve çalıştığım otele yaklaşık 15 dakika mesafede, Indian Point adlı başka bir tatil semtinde Still Waters Resort adlı otelin lifeguard menajeri idi. Ben de ona: "Beni alabilirsin işe, hem tıp öğrencisi olduğum için gerekirse cpr (kalp masajı) yapabilirim." dedim. Aslında lifeguardlık için kısa süren bir kursa katılıp sertifikasını almanız gerekiyor. Ama çok ihtiyacı olduğundan ve tıp öğrencisi olduğum gerçeğinden gelen özgüvenle işe aldı. Amerika'daki üçüncü ayım boyunca sürecek olan cankurtaranlık işime böylece başlamıştım. Artık iki işte çalıştığım için son zamanlarda büyük paralar kazanıyordum. Sabah cankurtaran, akşam aktivite görevlisiydim. İlk işimde verilen izin günlerinde ise Gustavo'nun yanında tam gün çalışıyordum. Bir hafta haftalık 85 saat çalışmayı görmüştüm ikinci işimle beraber.

Still Waters - Havuz Alanı

Okulum 17 Eylül'de başlamıştı. Ben ise bu tarihten iki gün önce Still Waters'daki cankurtaranlık işimden, 16 Eylül'de esas işim olan Chateau on The Lake'deki aktivite görevlisi pozisyonumdan istifa ettim. Bu sırada Amerika'da okullar çoktan başlamış ve tatil bitmişti. Otelde az sayıda misafir ağırlıyorduk. O yüzden havuz ve aktivite servisi ihtiyaç duyulmadığından dolayı kapatılmıştı. Son 3 iş günümde beni Laundry'ye yani çamaşır bölümüne verdiler ve burada günlerimi ütü yaparak ve yıkanıp kurutulmuş çamaşırları katlama makinesinde katlayarak doldurdum. 16 Eylül'e dek kocaman yürekli, isimlerini tek tek sayacağım güzel insanlarla, kısacası dostlarımızla vedalaştım. Son gecenin geç saatlerinde de arabayı sattım. Daha önce hiç araba satmadığım için Gustavo'yu da yanımda gelmesi için ikna etmiştim. O gece onunla da eve dönünce vedalaştık.

For Sale - Memurdan temiz kullanılmış minivan :)

Sabahın köründe yıkadım, makyaj yaptım ve satılık tabelası astım

Evimiz, Hakuna ve Matata

Grumpy Hakuna

Hakuna (Matata yanıma hiç gelmezdi)


Depo doldurmakla geçen hayatlar 


Camille ve Danna'ya Türk kahvaltısı hazırladım

Landing'de bir Meksika restoranı - Yemekleri beklerken Camille ile yediğimiz Nacho atıştırmalıklar

Branson Landing
Gustavo'ya 1 aylık kirayı ödemeden hemen öncesi, ve her yerde bana eşlik eden Ankara Ego Kart :-))))
Branson/MO 
Kansas City - San Francisco Uçuşu - Uçağın kalkışı- Kansas City

Sonraki gün öğleden sonra Hollister'daki otogara Branson'da korsan taksicilik yapan Jack götürdü beni. Onun haberi bile yoktu ama işten arta kalan zamanlarda bu adamla 3 ay boyunca rekabet etmiş, bir nevi aynı işi yapmıştık. Tabi artık ben şoförlükten emekliliğime ayrılmıştım, aylarca tozunu attırdığımız yollarda ilk defa birileri beni taşısın diye para veriyordum beş saat süren yolculuktan sonra akşam üzeri Kansas City'de idim. Yemek yedikten sonra Uber şoförümün yardımıyla havalimanına geçtim. Geceyi havalimanında biraz uyuyarak biraz ayakta bir şekilde geçirdim. Arabayı da sattığım için üstümde fazla nakit vardı, rahat edemiyordum. Sabaha doğru San Francisco'ya uçtum. Gece 3 sularında San Francisco'daydım çünkü yerel saat de iki saat geriye gitmişti. Haritadan kontrol ettiğim zaman Golden Gate Köprüsü bana çok uzak gözükmüyordu. Hani topu topu 15-20 kilometre vardı. Ama bir taraftan içimde Amerika'nın doğu batı yakalarını yola beraber çıktığım arkadaşım Ahmet'le beraber arabamızla gezememenin hayal kırıklığı vardı. Arabayı en sonunda Amerika turu yapma hayali ile almıştık ama Ahmet'in eğitim işleri bu plana mani olmuştu. Bu sefer şans bu konuda yaver gitmediği için bir sonraki sefere saklamak istemiştim. O yüzden gitmek istemedim. Ama sonra belki buna ömrüm yada şartlar elvermeyebilir diye düşündüm. Dünya ölümlü dünyaydı ve binbir türlü hali vardı. Hemen Uber çağırdım, köprüye götürmesini istedim. Ve hayatımda yemediğim ayazı gün doğumunu beklerken ve aynı zamanda Golden Gate'i izlerken yedim. Sadece köprüyü izleyerek 3 saat harcamıştım. Hiç kimse de beni bu konuda uyarmamış, yazın ortasında bütün Amerika yanarken San Francisco'nun soğuk olabileceğini söylememişti. Çantamdan arkadaşım Camille'in hediye ettiği siyah kazağımı geçirdim üstüme. O gün dondurucu soğukta beni yalnız bırakmayıp bir nebze ısıtan o kazağımın yeri bende ayrıdır, farklı bir anlam taşır.

Golden Gate Köprüsü'nü izlerken kendime bir söz vermiştim. Bir şekilde yeniden gelecektim, yine belalı, külüstür, ama minivanımız gibi tüm sınırlarını bizim için zorlayan aslan parçası bir araba satın alacaktım. Doğu yakası, batı yakası, orta kesimleri, çölleri, kısaca her yerini gezecektim. İnsanlarıyla yemek yiyip sohbet edecek, arkadaşlıklar kuracaktım. Ahmet'ten de bu konuda söz aldım.

Golden Gate Bridge - San Francisco/ CA




Beraber sayısız anımızın geçtiği, kalbimde yerleri farklı olan Danna, Camille, Maisie, Mimosa'ya

Arkadaşlarımız Çiğde ve Amber'a

Supervisorumuz Nick ve menajerimiz Sara'ya

Bana soğuk, yağmurlu bir günde tek başıma çalışırken ceketini veren, her defasında benim için dua eden,sıcak kalpli Chris'e

Başımız her belaya girdiğinde danıştığımız, otelde bizle beraber tek "bildiğimiz futbol" hayranı , öğle molalarında yemek yerken 2018 Dünya Kupası'nı açıp izleyen, oradaki herkesin izlemesine ve meraklı bir şekilde oyuna dair sorular sormasına sebep olan Honduraslı dostumuz Morris'e

Güler yüzüyle en başından sonuna dek yardımını esirgemeyen Bellboy menajeri arkadaşımız Philip'e, ve beraber güzel zamanlar geçirdiğimiz bellboy dostumuz Noah'a

Otelde konaklayan misafirlerin ihtiyaçlarını bütün gün telefon başında tüm birimlere ileten, bizi kendi çocuklarından ayırmadan sevmiş olan Oklahomalı annemiz, majesteleri Dottie'ye

Joplin'deki dostlarımız Garry Ve Theresa'ya

Housekeeping'deki arkadaslarimiz Rebecca ve Mr. Roman'a (Biraz daha kalsam Ispanyolca'yi sayelerinde sokecektim)

İlk günlerin birinde ,o günlerde beladan belaya koşuyorduk, eve aç bir şekilde geldiğimizde are you guys hungry diye sorup gönlümüzü fetheden, kendisi tok olmasına rağmen bize yemek hazırlayan, daha sonra her duygumuzu paylaşan beni genelde Pablo Escobar ya da Salahuddin Eyyubi şeklinde çağıran Brezilyalı dostumuz, ev arkadaşımız, yoldaşımız hermano Gustavo'ya

Ve binlerce kilometre ötede bizi evimizde hissettiren bu toprakların iyi niyetli, yardımsever, eğlenmeyi ve çok çalışmayı becerebilen insanlarına

Sonsuz teşekkürler...


2019 - Ankara

Yorumlar

  1. Çok güzel yazı. Amerika'nın esintisini bile hissettim tenimde elinize sağlık.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder