Viyana








Üç gün süren Prag maceramdan sonra beni dünyanın her tarafından insanlarla tanıştıracak, bana hayata dair pek çok gerçeği altın tepside sunacak yolculuğuma devam ediyorum. 10 Temmuz gece yarısı Prag merkez tren istasyonundan bir gece trenine biniyorum.Yataklı vagonumda o gece altı yetişkin insanın nasıl sığdığını hala idrak edemediğim küçücük bir oda, 6 yataktan oluşan açılıp kapanabilen ranza sistemi ve sabaha karşı Viyana'ya yaklaştığımızı bildiren kondüktör yolculuğumun teması oluyor. Seyahatim süresince bindiğim iki gece treninde de kapıları sıkıca kilitleme konusunda uyarılıyoruz, ara duraklardan binen hırsızlar vagonları yoklayabiliyorlarmış. Yine de gece göz kapaklarınızı Kafka'nın şehrine kapayıp, sabah güneşin doğduğu sıralarda Mozart'ın şehri Viyana'ya açmanız olağanüstü.

İstasyona iner inmez iki gün sonrası için Salzburg'a tren bileti rezervasyonu yaptırıyorum. Tren istasyonları bir şehrin, daha genel ifadeyle bir ülkenin gelişmişlik seviyesini açığa vuruverir. Viyana tren istasyonuna iner inmez şehrin oldukça gelişmiş olduğunu öngördüm. Hislerim ve öngörülerim beni yanıltmadı. Viyana hayat standartlarının en yüksek olduğu şehirlerden birisi. Ayrıca yıllardır yapılan anketlerde yaşanabilir en iyi şehirler arasında birinci sıradaki yerini koruyor. Bizi de çemberine alan tarihin, tarihi mimarilere sahip binalarla kuşatılmış devasa meydanların, kraliyet saraylarının, saray büyüklüğünde müzelerin şehrindesiniz. Avrupa'nın çoğu şehrinde olduğu gibi yine bir nehrin kıyısındasınız. Bu şehirde size Tuna Nehri eşlik edecek.

Hostele bir saatlik yürüyüşün ardından ulaşıyorum. Toplu taşımayı belli başlı yerler dışında kullanmaktan özellikle kaçındım. Şehirlerin ruhunu hissetmeye, insanlarının arasından süzülmeye, sokak aralarında oyun oynayan çocukları izlemeye, bastonlu takım elbiseli ilham veren yaşlı adamların ağır adımlarını takip etmeye olan ilgim hep daha fazla oldu. Ama Viyana'da bisiklet kiralamak durumunda kaldım. Mesafelerin birbirine uzak olduğu bir şehirdi ve bu şehre yalnızca iki gün ayırmıştım. Bisiklet kullanmak için gayet ideal bir şehir olan Viyana'da ilk durağım Osmanlı'nın da defalarca karşı karşıya geldiği Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun sarayı Schönnbrunn oluyor. Schönnbrunn özellikle kurulduğu alanın büyüklüğüyle, birbirinden farklı bahçeleriyle olağanüstü güzellikte bir saray.




Das Schloß Schönnbrunn















Viyana'da ilk günümde sıradaki durağım meydanlar oluyor. ''Viyana ne şehridir?'' şeklinde bir soru sorarsanız size ''meydanlar'' şeklinde yanıt veririm. Çevresi tarihi mimariye sahip binalarla ve müzelerle çevrili çok sayıda meydan ve bu meydanlarda zamanını geçiren Viyana halkı dikkatinizi çekiyor. Sırasıyla Michaelerplatz, Heldenplatz, Maria-Theresien-Platz'den geçiyorum. Platz Almanca'da meydan anlamına geliyor. Heldenplatz'la ilgili ilginç bulduğum detaydan bahsetmek istiyorum. Adolf Hitler Nazi Orduları'yla Viyana'yı ele geçirdiği zaman Heldenplatz'da konuşma yapar. Meydan hıncahınç doludur. Ağaçların tepesinde dahi insanlar görmek mümkündür. Hitler'e duyulan yoğun ilgi yıllar boyunca Almanlar'ın Avusturyalılar'ı eleştirmelerine konu olmuştur. Temelde aynı millet olan, Germen kökeninden bu iki halk Hitler'in yükselişi konusunda birbirlerini suçlar.

Hitler ordularıyla girene dek Viyana Şehri ile husumet içindedir. Gençlik yıllarında Viyana'da ressam olarak kariyer yapma hayalleri kuran Genç Adolf'u Viyana Sanat Akademisi (Akademie der  Bildenden künste Wien) gereken yeteneğe sahip olmadığını gerekçe göstererek tam iki defa reddeder. Hayatının büyük hayal kırıklıklarını Viyana'da yaşamasıyla sonuçlanan süreçler Hitler'i ve bu güzel şehri iki hasım haline getirir.

Adolf Hitler'in Heldenplatz Konuşması 1938


Meydanlardan sonra duraklarım eşsiz mimarileriyle St. Stephan Katedrali (Stephansdom) ve Votiv Kilisesi (Votivkirche) oluyor. Viyana sokaklarında ve caddelerinde bir süre yürüdükten sonra hostelime ulaşıyorum. Resepsiyonistle konuşmaya başlıyorum ve kısa süre sonra Türk olduğunu fark ediyorum. Anadilimde konuşmaya devam ediyorum. Normalde ücretli olan sabah kahvaltısı kuponu hediye ediyor. Sonraki sabah uzun süredir yapamadığım güzellikte bir kahvaltı yapıp atıyorum kendimi Viyana sokaklarına. Yine de hostel odamdaki ''Temel Fıkrası'' niteliğindeki geceden bahsetmeden geçemeyeceğim. Odada bir Sibiryalı, bir Sırp oda arkadaşım vardı. Şansımıza 6 kişilik odada yalnızca 3 kişiyiz. Uzun saatler boyunca sohbet ettik. Sırp Boris Vladusic diş hekimiymiş. Viyana'ya Tacikistan ve Moğolistan için vize almaya gelmiş. Ara sıra eşini ve çocuklarını Sırbistan'da bırakıp uzun süren seyahatlere çıkıyormuş. Eğer eşi onu terk etmiyorsa şanslı biri olduğunu söyledim, bana gülerek hak verdi. Nereden geldiğimi sorduğu zaman bilmesine imkan olmamasının verdiği rahatlıkla Konya dedim. ''Konya çok düz bir şehirdi, yokuşlar yoktu, bisiklet yolları çok güzeldi, orada çok rahat ettim.'' dediği zaman afalladım. 2 sene önce Sırbistan'dan başlayıp İran'a kadar bisikletle seyahat etmiş, haliyle geniş topraklara sahip ülkemizde bu sürecin büyük bölümünü geçirmiş. Bana Türkiye'den bahsetti, doğu-batı arasındaki gözle görülür eşitsizlikten söz etti, Diyarbakır'da her iki adımda bir karpuz satıcıları tarafından durdurulup sürekli karpuz ikram edildiğini anlattı.Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar arasındaki mücadeleyi sorduğum zaman cevabı yalnızca bir cümleden oluşuyordu, oldukça netti. ''We are all the fuc*ing same.'' Sibiryalı ise ilerleyen saatlerde odaya geldi ve uzun saatler boyunca alternatif tarihten, astronomiden ve müzelerdeki çoğu şeyin sahte olduğundan, ''öğrenmemiz istenilen tarih''in bize dayatıldığından bahsetti. Bu adam lise mezunu bile değildi galiba ama alabildiğince konuda bilgisi vardı ve kanıtlar öne sürüyordu. Bir büyüğümün ''Üniversite okumak insanların hayatlarında bir başlangıç, okuyamamak da bir son değildir.'' sözünü gerçek yaşamda tecrübe ettim. Üniversite okumamıştı belki ama kendini sayısız konuda geliştirmişti.

Dostlarıma yanımda taşıdığım az sayıda Türk Kahvesi paketlerinden birer tane hediye ettim. Sabah eşyalarımı toplarken Sibiryalı arkadaşım Pavel bana çantasından konserve balık çıkarıp, bir önceki akşam çok aç olduğunu düşünüp fazla aldığını, ama yiyemediğini ve benim yememi istediğini söyledi. Bu andan itibaren yolculuğum boyunca akşam yemeklerimi genelde konserve balık, bir parça ekmek ve marketlerden satın aldığım hazır salatalar oluşturdu.


Votickirche




Stephansdom




İkinci gün bisikletimle yola koyuluyorum. İlk durağım Belvedere Sarayı.  Saray 1700'lü yılların başlarında parça parça yapılar inşa edilerek tamamlanmış. Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu (Habsburg Hanedanlığı)  ile  Osmanlı arasındaki savaşlar serisinde galip gelmiş Prens Eugen için yaptırılan bu şaheserde Gustav Klimt'in ''The Kiss'' ve Jacques-Louis David'in ''Napoleon at the Great St. Bernard'' tabloları başta olmak üzere dünyaca üne sahip birçok tablo sergileniyor.


Das Schloß Belvedere







Gustav Klimt- The Kiss






Jacques-Louis David - Napoleon at the Great St. Bernard











Das Heeresgeschichtliches Museum






Son günümde sıradaki durağım Arsenal Bölgesi'ndeki  ''Das Heeresgeschichtliches Museum''  (Askeri Tarih Müzesi) oluyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun talihsizlikler, taktiksel hatalar ve ihanetlerin sonucunda başarısızlıkla sonuçlanan görkemli kuşatmalarından geriye kalan çeşitli yay takımlarını, kılıfları, miğferleri müzede görmek yolculuğum sırasındaki duygusal anlardandı. Viyana Şehri Osmanlı'ya nasip olmamıştı.









Müzede çeşitli dönemlerde Avrupa'nın büyük bölümünde egemenlik kurmuş Habsburg Hanedanlığı'ndan Naziler'e varana dek Avusturya ve Avrupa tarihinin pek çok dönemine ait önemli eserleri görme şansı buluyorsunuz.

Tek halk, tek imparatorluk, tek lider









2. Dünya Savaşı'nda halka dağıtılmış valiz büyüklüğünde hazneye sahip gaz maskesi


Viyana'da akşamüstü Tuna Nehri'nin kıyısında, ünlü bir restaurantta Schnitzel ve Kartoffelsalat yedim. Nehrin etrafında zaman geçirip bu güzel şehre, geniş ve yemyeşil meydanlara, şık giyinimli insanlara, takım elbiseli bisikletlilere, evlerin pencerelerinden gelen keman seslerine, en bilinmeyen sokaklarda ve caddelerde işittiğim her biri flarmoni orkestrasından konçertoları andıran klasik müzikleri icra eden sanatçılara, her adımımda bana eşlik eden görkemli tarihe veda ettim. Hostelden çantamı alıp tren garına geçtim. Geceyi garda geçireceğim, çünkü sabah çok erken saatlerde Avusturya'nın bir başka şehri, Mozart'ın şehri Salzburg'a trenim var ve hostelim gardan biraz uzak. Bu sefer risk almak istemedim.











Şehrin kalbindeki bir meydanda frizbi oynayan Viyanalı






















Yorumlar