21 Temmuz Günü, tek başıma gerçekleştirdiğim seyahatimin 14. gününde Floransa'dan bir buçuk saat süren tren yolculuğunun sonunda sabah saat 09.00 gibi Roma merkez tren istasyonu Stazione Termini'ye ulaşıyorum. İlk işim istasyona çok yakın yerde rezerve ettiğim 6 kişilik hostel odama yerleşmek ve kahvaltı yapmak oluyor.
Avrupa'da çoğu şehirde yerleşik bir hostel kültürü var. Genelde yurt odası tarzındaki odalarda ranzalarda konakladım. Oda arkadaşlarınız aşağı yukarı sizin yaşlarınızda ve sizin gibi önceden belirledikleri rotalarını takip ediyorlar. Bütün gün şehri dolaşmış çeşitli milletlerden insanlarla -ki genelde sizin gibi yalnızlar- fikir alışverişinde bulunmak, hikayelerinizi ve yemeğinizi paylaşmak tek başınıza çıktığınız yolculuğunuzda aslında yalnız olmadığınızın, yolun sizi hiçbir zaman yalnız bırakmadığının kanıtı.
Kahvaltı ve yemek demişken, işte bu kısmı seyahatinizin en keyifli parçası yapmanız mümkün. Ben her sabah şehirlerdeki market zincirlerinden (İtalya'da Coop, Fransa'da Carrefour, Avusturya'da Spar gibi) kahvaltılık malzemeler aldım. Şehirlerin en sembolik yerlerinin yakınlarında oturabileceğim herhangi bir yer bulup bu görkemli yapıları seyrederken kahvaltımın keyfini çıkardım. Hatta insanlara mesaj atıp veya görüntülü arayıp ''Günaydın, şu anda Colesseo'nun tam önündeyim, kahvaltı yapıyorum.'' gibi şeyler diyip onları sinir etmişliğim vardır. Akşam yemeği için de tarife değişmedi, yine marketlerden aldığım konserve balık, hazır sebze yemekleri, salatalar ve meyve suları ile şehirleri ikiye bölen nehirlerin (Roma-Tiber, Paris-Seine, Prag-Vltava, Salzburg-Salzach, Floransa-Arno) kıyılarında veya Barcelona ve Venedik gibi yerlerde sahillerde zaman geçirdim. Yolculuğumun başından beri bana eşlik eden iki sırt çantamdan küçük olanı şehirleri adımlarken sürekli yanımdaydı ve bu malzemeleri taşıma konusunda bana büyük kolaylık sağladı. Yine bu sayede seyahatin yemek süreci hem sağlıklı ve ekonomik, hem de keyifli olmuş oldu. Sözü daha fazla uzatarak bu kadim şehre haksızlık etmek istemem.
Caput Mundi. Latince'de dünyanın başkenti. Romalılar şehirlerini böyle adlandırmış. Milattan önce 3000 yılına dayanan tarihiyle, Constantinople'nin kuruluşunda ilham kaynağı olmuş bu 7 tepeli şehir açık havada işlenen tarih dersi gibi. İlkokul yıllarında herkesin böyle bir tecrübesi vardır, öğretmenler hava güzel der ve bütün sınıfı dışarı çıkarır. Ders dışarıda işlenir. Burada ders dışarıda, konu da tarih hanımlar beyler. Roma aşk şehri değil. İnsanoğlunun medeniyet yolunda belki de ilk beşeri adımları. Mesele aşktan daha fazlası.
![]() |
| Roma'nın 7 Tepesi |
Roma'nın sokaklarında kaybolmak için yola koyuluyorum. Bu şehirde ''ilk durağım şu mekan-şu eser'' deme şansım yok. Çünkü Roma'da bir yere ulaşmaya çalışırken size öyle meydanlar, caddeler, sokaklar, ve tarihi yerler eşlik ediyor ki hepsi sizin için birer ''ilk durak''. Yine de ilk somut durağıma ulaşıyorum. Colosseo (Colosseum) milada yakın doğum tarihiyle şehrin kalbinde yaşlı bir devi andırıyor. Roma İmparatorları halkı motive etmek, bir bakıma da kendi hükümlerini sürdürmek için Colosseo'yu kullanmışlar. Tarihlerindeki savaşlar ve efsaneler canlandırılmış, gladyatör düelloları düzenlenmiş. Eski adı Arena olan Colosseo zaman içinde çok yakınında konuşlanmış bir heykelin -İmparator Colossus Neronis'in heykeli- ismini alır. Bu heykel bugün yok. Bu yaşlı dev yıllar geçtikçe barınma gibi ihtiyaçlar için de Roma Halkı'na hizmet etmiş.,
| Colosseo |
![]() |
| Caesar Colossus Nerosus Heykeli |
Colosseo'dan sonra Roma'daki ilk günümü Altare della Petria'da ve Forum Romano'da geçiriyorum. Altare della Patria bir tür anıt. Size bu tarih dolu şehri yukarıdan izleme şansı veren bu yapı Piazza Venezia'da yer alıyor.Piazza İtalyan dilinde ''meydan'' anlamına geliyor.
| Altare della Petria |
| Altare della Petria'dan... |
Foro Romano ise Colosseo ile Piazza Venezia arasında konuşlanmış, dünyanın en önemli arkeolojik alanlarından biri olarak görülüyor. 3000 yıl önce Roma'nın iki tepesi Campidoglia ve Quirinal arasına kurulmuş bu alan ileriki yıllarda imparatorluğun sosyal, kültürel ve siyasi merkezlerinden biri haline gelmiş.
| Foro Romano - Roman Forum |
| Foro Romano |
2.Gün
Şehirde ikinci günüme Pantheon'un eteklerinde yaptığım kahvaltımla başlıyorum. Dikkatsizliğim sonucu Pantheon'un önündeki tarihi mermer sütunların üzerine oturmam, hemen girişte nöbet tutan iki ağır silahlı askeri alarma geçiriyor. Ama şans benden yana ki, ''Sir, please get away from there!'' gibi kırıcı olmayan şekilde uyarılıyorum. Avrupa'nın genelinde turistik alanların fazla olmasından ve terör tehlikesinden dolayı yaz aylarında üst düzey güvenlik önlemlerine rastlıyorsunuz. Bu tür alanları savaşın ortasından kopup gelmiş gibi gözüken tam teçhizatlı askerler koruyor.
| Pantheon |
Pantheon beni Roma'da en çok etkileyen yapı. Pagan döneminden ait bu yapı Roma'da eşsiz. Ayrıca adı imparatorlukla yükselen kadim şehrin tarihinin daha da geçmişe dayandığını gözlemleyebiliyorsunuz. Michelangelo Pantheon'u ilk kez gördüğü zaman yapının insanların değil, meleklerin eseri olduğunu söyler.
Pantheon'dan öğle vakti ayrılıyorum. İtalya'da geçirdiğim süre boyunca öğle vakitlerinde aşırı sıcaklardan dolayı gezemedim. Hem Venedik ve Floransa'da hem de Roma'da böyle zamanlarda kendimi parklara veya kafelere attım. İtalyanların da genelde zamanlarını geçirme şekli buymuş. Yazın öğle vakitlerinde meslekleri ne olursa olsun ''Siesta'' uykusu ile veya kafelerde Espresso içerek geçiriyorlarmış. İtalya'da yazın geçirdiğiniz her saniye sizi ister istemez İtalyan ritüellerine alıştırıyor.
Gezdiğim çoğu şehrin aksine Roma'da Amerikan restaurant ve kafe zincirleri yok. İtalyan mutfağı ve İtalya'daki kahve kültürü öylesine kuvvetli ki İtalya'da her köşe başında, sokaklarda ve meydanlarda karnınızı pizza veya spaghetti ile doyurup üzerine kahve içmeniz mümkün.
Günün geri kalan kısmını hostelde tanıştığım oda arkadaşım Almanya'dan Peer ile geçiriyorum. Her şey üzerine sohbet ediyoruz, ancak felsefe sohbetin büyük kısmını oluşturuyor. Bu esnada Roma'nın en ünlü caddeleri Via del Corso ve Via dei Condotti'de adımlıyoruz. Piazza di Spagna'da bulunan İspanyol Merdivenleri'ni aşıp yarım saat yürüyerek hostele ulaşıyoruz.
3. ve 4. Gün
Roma'daki son iki günümü Antik Roma'nın uzağında geçirdim. Gündüzleri dar Roma sokaklarında, renkleri genelde kırmızı, sarı ve kahverenginin sayısız tonu arasında değişen evlere, İtalyanların motor kültürüne, Roma'daki büyük, küçük sayısız çeşmeye ve köşe başlarındaki nostaljik dükkanlara şahitlik ettim. Akşamları ise insanları müziği, hareketliliği ve canlılığıyla kendisine davet eden meydanlarda kalabalığa karıştım. Piazza Navona, Piazza Spagna ve Piazza del Popolo Roma'yı Meydanlar Şehri'ne ve adeta bir panayır alanına çeviriyor. Kıtada geçirdiğim süre boyunca önemli hiçbir festivale denk gelemedim ama Roma'daki şenlik havası bunu fazlasıyla telafi etti.
| Vespa |
Roma'nın Tiber Nehri ile doğu ve batıya ayrılan iki kısmından batıdaki parçası Antik Roma'dan biraz uzakta kalmasına rağmen kesinlikle daha az etkileyici değil. Ben özellikle Trastevere bölgesinde ve nehrin kıyılarına yakın bölgelerde geçirdiğim zaman diliminde şehrin kendi insanının yaşamına daha fazla şahit olabildim.Via dei Coronari, Via di Panico ve Via Guilia caddeleri turistlerden oldukça uzak caddeler olarak size bu konuda yardım edebilir. Roma'da bu bölgelerde gönlünüzce kaybolup yürürken sağınızda ve solunuzdaki yakın renklere sahip eski binaları keyifle izleyebilirsiniz.
Vatikan'a yaklaşıyorsunuz. Üzerlerinde karşılıklı dizilmiş heykeller bulunan birbirine paralel iki köprü (Ponte Vittorio Emanuele II - Ponte St. Angelo) sizi diğer yakaya geçiriyor. Özellikle Ponte St. Angelo Prag'ın Karl Köprüsü'nü andırıyor. Hemen yakınlarda, nehrin kıyısındaki St. Angelo Kalesi ve İtalyan Anayasa Mahkemesi görkemleriyle sizi büyülüyor.
| Ponte Vittorio Emanuele II |
| Corte Suprema di Cassazione |
| Castel St. Angelo |
Bir yerden sonra yol trafiğe kapanıyor ve Vatikan'a ulaştıran geniş cadde sadece size ait oluyor. Caddenin sonundaki San Pietro Basilika'sı Vatikan'ın kapısı gibi. Dünyanın her tarafından Katolik Hristiyanların buluşma noktası olan ve rönesans önderleri Michelangelo, Rafaelo ve Leonardo Da Vinci gibi ustaların eserlerine ev sahipliği yapan Vatikan bambaşka bir kültürün temsilcisi.
| San Pietro - Vatikan |
Roma'ya, bir başka yedi tepeli şehre veda etmek için İspanyol Merdivenleri'ni seçtim.Söz vermiştim. Tarihiyle, kültürüyle, canlılığıyla, sayısız çeşmesinden akan buz gibi soğuk sularıyla, dar sokakları ve büyük meydanlarıyla bendeki yeri hep farklı olacaktı.


Yorumlar
Yorum Gönder