Prag II. Kısım - Kafka'nın Prag'ı


''Prag sizi asla bırakmaz. Bu tatlı küçük annenin çok keskin pençeleri vardır.'' Franz Kafka şehrini böyle anlatır. Peki ya Prag durur mu öylece yerinde; her köşesine sinmiş anılarla, Kafka'nın yaşadığı evlerle ve adımladığı sokaklarıyla o da Kafka'yı anlatır.


  
 ''Kafka bir Yahudi olarak tümüyle Hristiyan dünyasının insanı değildi. Yahudiliğini umursamayan - ki gerçekte umursamıyordu- bir Yahudi olarak tümüyle Yahudilerden sayılamazdı. Almanca konuşan biri olarak tam anlamıyla bir Çek insanı değildi. Almanca konuşan bir Yahudi olması nedeniyle tam anlamıyla Bohemyalı bir Alman olduğu söylenemezdi. Bohemyalı olması tam anlamıyla bir Avusturyalı olmasını önlüyordu. Sosyal sigorta memuru olarak tam burjuva değildi. Bir burjuva ailesinin oğlu olarak emekçiler sınıfına da girmiyordu. Ama büro insanı da değildi çünkü yazar olduğunu duyumsuyordu. Gelgelelim bir yazar da değildi, çünkü gücünü ailesine harcayan bir yabancıydı.''

Günter Anders'in ''Kafka Pri Et Contra'' adlı araştırmasındaki bu kesit Franz Kafka'nın eserlerinin çizgisine, aşağılanma, yalnızlık,çaresizlik,dışlanmışlık ve yabancılık kavramlarının bu eserlerdeki yerine, ''gücün karşısındaki güçsüzlük'' ana temasına dair mantıklı bir açıklama olabilir. Kafka hiçbir şeye ait değildi. Bir şey hariç: Prag

Prag'da ikinci günüme başlıyorum. İlk durağım Kafka Müzesi oluyor. 41 yıllık hayatına yedi kitap, tamamlanmamış üç roman, birçok mektup ve günlük sığdıran Franz Kafka'nın eserlerinin orjinal sayfaları ve hayatına dair çok sayıda detayın sergilendiği bir müze burası.
 'Kavka' Çek dilinde Kargagillerden ''Küçükkarga''yı temsil ediyor. Zamanla Kafka haline gelmiş, ve kelime Franz'a soyismini vermiş. Müzeye girer girmez sizi karga sesleri karşılıyor. Yazarın ailesiyle ilgili sayısız fotoğraf, belge, ayrıntı görüyorsunuz. Müzenin sizi büyüleyen tarafı ise Milena'ya, babası Hermann Kafka'ya ve Felice'ye yazılmış mektupların sayfaları, ayrıca Kafka'nın özgün imzası.
 Yaşadığı dönemlerde Kafka, geniş çevrelerce pek tanınmayan bir yazardı. Ne kendi eserlerine ne de yazarlığına güveniyordu; bu güvensizlik en yakın arkadaşı Max Brod'dan kendisinin ölümünden sonra bütün eserlerini yakmasını istemesine kadar gitmiştir. Eğer Max Brod eserleri yakıp vasiyeti yerine getirseydi ne Franz Kafka Müzesi var olurdu  ne de Franz Kafka'dan bahsediyor olabilirdim. Minnettarlık duygumla, Kafka'nın çizimlerinin kendisini görmenin verdiği hazla müzeden çıkıyorum. Aklımda bir de tabi Milena'ya yazılmış mektuplardan kesitler...

''Yanımda yürüyordun Milena, düşünsene, yanımda yürümüştün.''

Bir sonraki durağım ise Prazsky Hrad yani Prag Kalesi. Kalenin bu masalsı şehre hakim olmasının ve eşsiz Barok Mimarisi, Vltava Nehri'ni, Karl Köprüsü'nü, şehrin uçsuz bucaksız yeşilliğini yukarıdan görmenizin yanında beni etkileyen iki detay vardı. 15 Mart 1939'da Nazi Almanyası'nın lideri Adolf Hitler kalede bir gece geçirir. Masada Prag'ın Nazilere sorunsuz teslimi, karşısında ise Çek Devlet Başkanı Emil Hacha vardır. Devlet başkanı zorlamalara dayanamaz ve müzakereler sırasında kalp krizi geçirir.
 Diğer mesele ise 1948 Çek Darbesi. 25 Şubat 1948 günü binlerce üniversite öğrencisi darbeyle düşürülen Başkan Benes için Prag Kalesi'ne doğru protesto yürüyüşüne koyulur. Darbeyle yönetimi ele geçiren Komünist rejimin kolluk kuvvetleri tarafından silahlı saldırıya uğrarlar. Hracancy Meydanı bu sebepten ötürü bugün hüzünle anılıyor. Çekler yüzlerce üniversite öğrencisini bu meydanda yitirmiştir.


Prag Kalesi'nden...


 Bölgedeki bir diğer şehir sembolü ise Prag Kalesi'nin çok yakınına konuşlanmış Saint Vitus Katedrali. Neredeyse 1100 yıllık tarihine karşı bu görkemli yapı sapasağlam ayakta. Üzerinde bulunan çok sayıda heykel ve taş işlemesiyle Avrupa'daki en görkemli yapılar arasında yerini almış.


Saint Vitus Katedrali


Prag Kalesi'nden indiğiniz zaman hemen yakınındaki Petrin Parkı'nı görüyorsunuz. Ortasındaki gözetleme kulesiyle,  insana huzur veren yeşilliği ile en önemlisi de turistlerden uzak olmasıyla zaman geçirmek için ideal bir alan. Burada biraz dinlendikten sonra günü Vaclavske Namesti ile, Prag'ın prestij caddesiyle kapatmak istiyorum. Bu cadde gerçekten çok uzun, ayrıca alışveriş yapmayı sevenler için en ideal yer. Şehirdeki ikinci günümü burada noktalıyorum.




Vaclavske Namesti



3.Gün
Namesti Republiky'de yani Cumhuriyet Meydanı'nda yerel pazara denk geliyorum. Yerel pazarlar eğer turistlerden uzak yerlerde denk gelirseniz size yerel kültürü birebir görme şansı veriyor. Bunu daha sonraki bütün şehirlerde doğruladım.


  Masalsı Prag'da son saatlerimi nehrin etrafını adımlayarak, köprülerden geçerek, Karl Köprüsü'ndeki karşılıklı dikilmiş heykellere uzaktan dalarak geçirmeyi tercih ettim. Zihnimi memleket ve aile hasretiyle yanıp tutuşan Nazım Hikmet, 41 senelik kısa ömrünün her saniyesini kendine ve insanlara yabancı olarak geçirmiş Franz Kafka kaplıyordu. Ve yeryüzünün en temiz aşkı...

''Her tarafa ''Milena'' yazdım, yazmayı bildiğim tek kelime bu ve ben büyük bir coşku ile bunu herkese göstermek istiyorum.'' - Milena'ya Mektuplar- F.Kafka


Yorumlar