Barcelona


Park Güell


25 Temmuz'da yolculuğumun 18. gününde, Roma'dan Fiumicino Havaalanı'ndan kalkan uçakla Barcelona El Prat'a iniyorum. Genel olarak trenlerle seyahat ettim. Ancak çok önceleri tasarladığım rotamı gerçekleştirmek için iki defa gece treni, birer sefer de otomobil ve uçak yolculuğu yaptım. Avrupa'daki tren ağı yeterince gelişmiş. Ancak buna rağmen trenle seyahatinizde bir şehirden diğerine ulaşmanız için milyon kere aktarma yapmanız, gece boyunca uyanık kalmanız veya Roma-Barcelona örneği gibi iki gününüzü yola feda etmeniz gerekebiliyor. Zaten harcamanızı kontrollü yaparak ve yemek konusunda ekonomik davranarak bir de üzerine 20 kilo yükü beraberinizde taşıyarak yeterince fedakarlık yapıyorsunuz. Belki de hayatımın geri kalan kısmında tekrar görme şansı bulamayacağım bu güzel şehirleri adımladığım süre boyunca uzun yolculukların beni yorgun düşürmesine izin vermek istemedim.

Gün geçtikçe hedeflerime ulaşıyordum. ''Dünya Vatandaşlığı''  kavramı artık benim için daha çok şey ifade ediyordu. Aidiyet kavramı sorgulanabilirdi, nereye ait olduğunuz nerede mutlu olduğunuzla bağlantılıydı. Dünyanın her tarafında insanlarla, şehirlerle,kültürlerle paylaşabileceğiniz bir şeyler mutlaka vardı. Diller, kültürler, inançlar, ten renkleri farklı olsa bile duygular, mimikler hep aynıydı.

Avrupa'da ve muhtemelen dünyada ''Dünya Vatandaşlığı'' kavramının ilk ve en açık sözcüsü Montaigne Denemeler'inde der ki: ''Bütün insanları hemşerim sayıyorum. Bir Polonyalıyı tıpkı bir Fransız gibi kucaklıyorum. Dünya ile akrabalığımı kendi milletimle akrabalığımdan üstün tutuyorum. Doğduğum yerin pek o kadar heveslisi değilim. Kendi düşüncemle vardığım yeni bilgiler bana, sırf tesadüflerle edindiğim hazır ve gelişigüzel bilgilerden daha değerli gelir.''   Montaigne - Denemeler

Ama öbür taraftan hayata gözlerinizi açtığınız, bütün her şeyiyle dünya görüşünüzü şekillendiren ve kalbinizin ait olduğu bir yerin varlığını nasıl inkar edebiliriz?

Cahit Sıtkı Tarancı'nın kardeşi Nihal'e yazdığı 1931 tarihli bir mektupta bunu görmek mümkün:

İstanbul çok güzel Nihal... Fakat içinde doğup büyüdüğümüz Diyarbakır daha güzeldir... Oranın topraklarında bize yakınlık var. Oranın taşları bize karşı hissiz değildir. Oranın havası ciğerlerimizi iftiharla şişirecek ne de olsa temiz, öz havamızdır. Oranın suları ancak bizim hararetimizi söndürebilir. O muhit içinde ancak biz varlığımızı gösterebiliriz. Ancak Diyarbakır denen yerde, yaşamanın ulviyetini kavrayabiliriz... Velhasıl şekerim, Diyarbakır’ı sevmek bir vazife ve hem de ihmal edilmeyecek mukaddes bir vazifedir. - Evime ve Nihal'e Mektuplar

İşte bir başka Akdeniz Şehri Barcelona bana en yakın gelen şehirdi. Nereden geldiğimi, nereye ait olduğumu, ait olduğum yerde beni koşulsuz seven insanların varlığını hatırlattı. Şehir kapılarını ardına kadar açmıştı, çoktan anlamıştım, bana sahip çıkacaktı.

Mimar Antoni Gaudi'nin eserleri arasında, yemyeşil ve olağanüstü geniş caddelerde yürüyebileceğiniz, genelde renkleri krem-kahve tonlarında olan Avrupa'nın diğer şehirlerine kıyasla farklı mimariye sahip binaları bulunduran sokaklarda kaybolabileceğiniz, büyük meydanlarda (plaça) insanların arasına karışabileceğiniz, uzun sahillerini boydan boya adımlayabileceğiniz, İspanyol atıştırmalığı Tapas'ları tadabileceğiniz çok canlı bir şehirdesiniz. Bu şehirde Gaudi'nin , Picasso'nun, Dali'nin ve Miro'nun isimleri sürekli kulağınıza çalınacak.

Şehir merkezine ulaştığım zaman tesadüfen gördüğüm Casa Battlo karşıladı beni. Yapı öylesine enteresan ki ön cephesinde kemiğe benzeyen sütunlar, çatısında da sürüngen derisine benzeyen bir yapı görürsünüz. Antoni Gaudi'ye iş adamı Josep Batllo tarafından yaptırılmış bu yapı ''Kemikler Evi'' olarak da adlandırılıyor. Eseri yaparken ilhamı doğadan almış, sadece yapıyı değil içindeki bütün mobilyaları da tek tek tasarlamış Katalan Mimar.

Antoni Gaudi'nin Barcelona'ya hakimiyet kurmuş eserlerine ''masallardan fırlama'' diyip basite kaçmam mümkün değil. Sanki Gaudi Barcelona'da yeni bir masal anlatıyormuş gibi. Ve bu masal diğer masallardan biraz daha farklı...


Casa Batllo - Gaudi











Yine tren garı yakınlarında ayarladığım hostelime yerleşiyorum. Burada biraz dinleniyorum ve Barcelona'da yollarımızın kesiştiği kardeşim Atakan'la buluşmak için La Rambla'ya gidiyorum. Aylar önce Ankara'da beni ziyaret etmişti, aynı yıl iki farklı başkentte zaman geçirmek bizim için güzel bir anı oldu.

La Rambla Barcelona'nın en ünlü, hareketli, neşeli, her aradığınızı bulabileceğiniz caddesi.  Bu güzel caddenin bir ucu Plaça Catalonia'ya, diğer ucu da deniz kıyısına, limanlara ve Columbus Anıtı'na açılıyor. Cadde üzerinde meyve-sebze ve yiyecek pazarı Mercat de la Boqueria ayrıca oturup dinlenebileceğiniz, eğer varsa çantanızdaki abur cuburu ve meyveleri atıştırabileceğiniz büyük bir meydan (Plaça Reial) bulunuyor. Akşamüzeri Tapas atıştırmak için La Rambla'da bir restauranta giriyoruz. İspanya'nın genelinde yaygın olan Tapas ''atıştırmalık'' anlamına geliyor. Özellikle Güney İspanya'daki Endülüs Bölgesi'ndeki şehirlerde (Granada-Cordoba-Sevilla...) ''Sangria'' adı verilen içecekle beraber servis ediliyormuş. Tapas'lar çeşit çeşit ve deniz ürünler ile yapılanlar büyük çoğunluğu oluşturuyor. Biz sarımsak soslu fırınlanmış patatesi (Patatas Bravas) ve közlenmiş tavuklarla yapılan Tapas'ları tercih ettik.



La Rambla

La Sagrada Familia. Şehrin en görkemlisi. Antoni Gaudi'nin ömrünü adadığı, yapım sürecinde içinde yatıp kalktığı bu katedral tam 135 yıldır inşaat halinde. Gaudi'nin sayısız detaylarla donattığı mimarisinden, ayrıca savaşların ve ekonomik krizlerin sonucunda verilen aralardan dolayı yapının inşaat süreci uzun sürmüş. 3 büyük cephesinden ilk ve en çok detay, heykel ve figür içeren cephenin tamamlanma süreci bizzat Gaudi'nin kontrolünde gerçekleşmiş. Katalan mimarın tramvayın altında kalarak hayatını yitirmesinden sonra yapının Gaudi'nin projelerine bağlı kalınarak tamamlanması kararlaştırılmış. Sanatçı çevresi ise genel olarak bu duruma karşı çıkmış. Hatta Salvador Dali: ''Projeyi sanatçısı olmadan devam ettirmeyi düşünmek bile ihanettir, bırakın kentin ortasında çürüyen bir diş gibi kalsın.'' diyerek tepkisini göstermiş. Antoni Gaudi'nin bu görkemli ve destansı eserinin 2026'da tamamlanması öngörülüyor.


La Sagrada Familia - Kutsal Aile Katedrali



 



Kahvaltımı La Sagrada Familia'nın manzarası eşliğinde yaptıktan sonra Barcelona sokaklarını adımlıyorum. Katalan halkının yaşantısına dair fikir sahibi olma şansı buluyorum. Çoğu evin penceresinde veya balkonunda Katalan bayrakları asılı.Sebebi ise yaklaşan bağımsızlık referandumu.
Avrupa'da güneydeki halkların rahatlığı ve miskinliği Katalanlar'a pek yansımamış. Katalanlar'ın ciddi ve disiplinli olduklarını fark etmek mümkün. Ayrıca Katalan halkı milliyetçi ve geleneklerine bağlı. İşte bu karakteristik farklılıklar ve İspanya Devleti ile kapatılan diyalog yolları, ayrıca tarihten gelen bir takım problemler (İspanyol İç Savaşı, İspanya Devlet Başkanı Diktatör Franco'nun 1930'lu yıllardaki Katalan halkına karşı bir takım acımasız faaliyetleri) sonucunda zaten özerk olan Katalanlar bağımsızlığını kazanmak ve İspanya'dan tamamen ayrılmak için adımlar atıyor.

Özerk Katalonya bölgesi başkent Barcelona, Girona, Lleida ve Tarragona olmak üzere dört şehirden oluşuyor.Katalan halkının bugün sunduğu tezi şu şekilde açıklamak mümkün: ''Biz İspanya'nın ekoonomisinin yarısından fazlasını oluşturuyoruz. İspanya ekonomisine katkımız turizm gelirlerinden. Turistik şehirler olmamızdan dolayı da  şehir sakinleri olarak çok yüksek kiralar ödüyoruz ve hayat pahalılığına göz yummak durumunda kalıyoruz. Bunun karşılığında İspanya Devleti'nden geri dönüt alamıyoruz. Bizim problemimiz İspanyol halkıyla değil İspanyol Devleti ile.'' Yakın gelecekte bu bölgenin kaderini belirleyecek büyük gelişmelerin olması kaçınılmaz.


Katalan Bayrağı

2. günün akşamında son durağım Port Vell limanı oluyor. Akşamüzeri deniz kıyısına ilerlerken bir anda hareketlilik başlıyor ve göçmenlerin oluşturduğu kitlenin üzerime doğru koştuklarını fark ediyorum. Olaya anlam veremeyip sağa-sola kaçışan turistler oluyor. Birkaç dakika sonra fark ediyorum ki bu koşuşturmaca Port Vell'in hemen önünde kurulan sergiler için yer koşuşturmacası. Göçmenler dünyaca ünlü takım formaları, plajlar için örtüler ve Barcelona'ya özgü hediyelikler satıyorlar. 





Port Vell'de, Akdeniz'in bir başka kıyısında, dalgaların eşliğinde suyun üzerinde tek bir gövdeymiş gibi süzülen yelkenlilerin manzarasıyla günü noktalıyorum.

Port Vell


3. ve 4. günler 

 3.günün sabahında durağım Barcelonata Plajı oluyor. Barcelona kıyısına dizilen plajlar dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen turistlerin deniz tatiline ev sahipliği yapıyor.Özellikle Kara Avrupası'nın insanları genel olarak ülkelerinde denize sahip olmadıklarından dolayı Barcelona'ya tatile gelen bu insanlar plajları tıklım tıklım doldurmuşlar. Uzun sahiller boyunca yürüyorum, oldukça sıcak İtalya günlerinden sonra Barcelona'daki hafif serin rüzgar bana eşlik ediyor. Şehirdeki son iki günümde sokaklarda daha fazla zaman geçiriyorum. Barcelona'daki yaygın bisiklet kültürünü fark ediyorum. İnsanlar bisiklet kullandıkça kültür oluşmuş, ve şehrin yolları zamanla bisiklet sürücülerinin lehine gelişmiş. Bu gelişim üzerine de bisiklet kullanımı gittikçe yaygınlaşmış. Leipzig, Avusturya'nın iki şehri (Viyana ve Salzburg) ve Amsterdam'dan sonra gözlemlerime dayanarak kurduğum bisiklet şehirleri grubuna Barcelona'yı da almak mümkün.

Şehirdeki son iki günümde Antoni Gaudi'nin diğer eserleri Park Guell, Casa Milo ve Hospital de la Santa Creu'yu ziyaret ediyorum. Ayrıca satıcıların eski eşyaları, kıyafetleri, biriktirdikleri koleksiyonları ve şehrin tarihine mal olmuş birtakım objeleri sattıkları devasa bit pazarı Mercat del Encants'ı geziyorum. Avrupa'nın çoğu şehrinde yaygın olarak bulunan bu tarz yerler popüler turistik destinasyonların arasında yer almasa da şehrin ve insanlarının yakın geçmişini size sunar.  Yine eğer eski eşyalara ilginiz varsa sizin için de anlamlı bir ziyaret olabilir.


Mercat  Del Encants




Komünizm dönemine ait rozetler



Barcelona'ya veda etmek için son saatlerim, saat 16.20'de Paris'e 6 saat sürecek tren yolculuğuma kadar sahip olduğum zaman diliminde şehre bir tepesinden bakmak istedim. Bu tepe, İspanyol İç Savaşı'nda uçaklara karşı top atışları için kullanılmış Bunkers del Carmel tepesi. Tepeden şehrin büyüleyici imar yapısını, benim tabirimle bayrama hazırlık için yapılmış ev baklavası desenini görmeniz mümkün. Yine burada görkemli La Sagrada Familia'yı ve Akdeniz'in tanıdık sularını izleme şansı buluyorsunuz.

Bir gün tekrar yolumun düşemeyebileceği düşüncesiyle Barcelona'da, bir başka Akdeniz Şehri'nde, benden, duygularımdan ve gönlümden bir parça bir şeyler bıraktım. Çünkü Barcelona diğer şehirlerden farklıydı, bana daha yakındı.


Bunkers Del Carmel






Camp Nou

Casa Mila - Gaudi



Barcelona'nın simgesi El Drac - Park Güell 







Yorumlar